{10/10/2009} |
|
| İSTANBUL - Dünyanın en büyük ekonomisi olan
ABD’de kredi kriziyle başlayan sorun finans piyasalarına yansıyınca
dalganın boyu da arttı. ABD’de birçok banka tarihe karıştı, bazı
bankacılık modelleri rafa kalktı. İşte halen yaşanmakta olan krizle
ilgili bilinmesi gereken 10 madde...
Kriz nasıl başladı?
ABD’den başlayan
küresel krizin temelinde mortgage piyasasına ilişkin sorunlar var.
ABD’de ortaya çıkan ve tüm dünyayı olumsuz etkileyen mortgage sektörü,
ilk olarak üç yıl önce sorun yaratmaya başladı. ABD mortgage piyasası,
10 trilyon dolarlık büyüklüğüyle dünyanın en büyük piyasası konumunda
bulunuyor. ABD’de, para hacminin yüksek olması nedeniyle, bazı finansal
kuruluşlar 5 yıl önce, kredibilitesi zayıf olan kişilere de mortgage
kredisi vererek, geri dönüşü riskli bir mali yapıya girdiler. Sadece
dar gelirlilerin kullandığı ve subprime olarak adlandırılan ‘yüksek
riskli krediler’in boyutu 1.5 trilyon doları buluyor.
5 yıl
öncesine kadar ABD’de faizler son derece düşük olduğu için özellikle
orta ve alt gelir grubundaki kişiler değişken faizli kredileri
kullanmayı tercih ettiler. Ancak, ABD Merkez Bankası’nın (Fed) son iki
yılda faiz oranlarını artırması, konut sektörünü durgunluğa soktu.
Konut satış fiyatları ile kira gelirlerinin de piyasa düzeyinin altına
inmesiyle, bu krediyi kullanan düşük gelirli gruplar, kredilerini
düzenli olarak ödeyemez hale geldiler. Bankaların, tüketicilere satın
alacakları ev ve dairelerin bedelinin tamamını, hatta değerinin yüzde
110 oranında borçlanma fırsatı vermesi, kredilerin geri dönüşünü zora
soktu. ABD’de bankalar konut kredileri için gereken parayı yatırım
bankalarında ihraç ettikleri tahviller ile borçlanarak sağlıyorlardı.
Ancak kredilerin geri dönüşümü zora girince yatırım bankaları ve ABD
mortgage piyasası için da çanlar çalmaya başladı.
Krizin nedenleri neler?
Temel
olarak krizin nedenlerini şöyle sıralayabiliriz. Mortgage kredilerinin
yapısının bozulması, faiz yapısının uyumsuzlaşması, konut
fiyatlarındaki balon artışlar, menkul kıymetlerin fonlanmasında yaşanan
sıkışıklık, kredi türev piyasalarının genişlemesi ve kredi
derecelendirme sürecindeki sorunlar.
Kredi krizi, finansal krize nasıl dönüştü?
Kriz
her ne kadar başlangıçta bir mortgage krizi olarak ortaya çıksa da
takip eden süreçte bir likidite krizine dönüştü. ABD’de 2007 yılında,
finans ve sigorta, gayrimenkul, inşaat ve madencilik sektörü başta
olmak üzere toplam dört sektörün büyüme hızının yavaşlamasıyla genel
ekonominin büyüme hızı da yavaşladı. Ekonomik büyümenin yavaşlamasına
neden olan reel sektör, mortgage krizinden olumsuz etkilendi. Faiz
oranlarındaki değişim kredi piyasasında daraltıcı etki yaptı, kredi
piyasasında 2006 yılında yüzde 13.2 oranında artış sağlanırken, 2007
yılında bu oran yüzde 4.8 olarak gerçekleşti. Yatırımcıların risk
almadan kazanç elde etme isteği maliyeti düşük, kolay kredi imkanlarına
bağlı olarak tüketicilerin aşırı borçlanmasına ve kontrolsüz kredi
genişlemesine neden olarak sistemin kırılganlığını artırdı. ABD’de
subprime borçlularının ödeme güçlüğüne düşmesi ile tetiklenen kriz, bu
kırılganlıklarla birlikte büyüdü.
Büyük kurumsal yatırımcılar neden bundan etkilendi?
Reyting
kuruluşlarının, yüksek riskli kredilere dayalı menkul kıymetlerin
notunu düşürmesi, bu menkul kıymetlere yatırım yapan kurumsal
yatırımcıların portföylerinde tuttukları ve kredi notu düşürülen menkul
kıymetler için yeniden değerleme yapmalarını zorunlu hale getirdi.
Kurumsal yatırımcıların portföy değerlerinin düşmesi sonucu, bu menkul
kıymetlerin, asıl defter değerlerinden çok daha düşük değerlerle
değerlendirilmeleri nedeniyle, 400-500 milyar dolarlık portföye sahip
kurumsal yatırımcılar, ABD’de değerlendirdikleri bazı yatırım fonlarını
dondurmak zorunda kaldılar.
Krizin ilk kurbanı kim oldu?
ABD’nin
önde gelen bankalarından Bear Stearns, Mart ayında şirketin tamamını
236 milyon dolar olarak değerleyen hisse başı 2 dolar fiyatla JP
Morgan’a satıldı. Şirketin Ocak 2007’deki piyasa değeri 20 milyar
dolardı. Bear Stearns’ten iki günde 17 milyar dolar para çekilmesi
üzerine kurtulamayacağı anlaşılınca Fed, batışın sistemin tümüne
yayılmasını engellemek için satılma ya da iflas masasına gitme
seçeneklerini bıraktı. Fed, şirketin JP Morgan’a devri gerçekleşmezse
Bear Stearns’e yardım etmeyeceği yönünde bilgi verince Bear Stearns
yetkilileri 84 dolar olarak açıkladıkları hisse başına defter değerine
rağmen hisseleri JP Morgan’a 2 dolara devretmeye razı oldu.
Son bir yılda kaç banka battı?
Uluslararası
finans krizinin başlangıcı olarak kabul edilen Ağustos 2007 tarihinden
bu yana ABD’de batan banka sayısı 13’e ulaştı. Banka iflasları 2008
yılında hızlandı ve sadece bu yıl 11 banka iflas bayrağını çekti. Batan
bankaların aktif büyüklüğü toplamı ise 173 milyar 800 milyon dolar
düzeyinde bulunuyor.
Kriz ABD’de hangi bankacılık modelini tarihe gömdü?
Kredi
krizi öncesinde ABD’de beş büyük yatırım bankası bulunuyordu. Yatırım
bankaları, uzun vadeli kaynak transferi yapma görevini üstlenmiş
kurumlar niteliğini taşıyor. Bu bankaların mevduat toplama yetkisi
bulunmuyor. Bear Stearns’ün Mart’ta JP Morgan’a satılmasının ardından,
Bank of America Merrill Lynch’i satın aldı. Alıcı bulamayan Lehman
Brothers iflasını açıkladı. Son olarak Fed, ABD’nin en büyük iki
yatırım bankası Goldman Sachs ve Morgan Stanley’yi desteklemek için her
iki bankanın da statütüsünü değiştirdi. Tüm bu gelişmeler Wall
Street’teki yatırım bankacılığı modelinin sona erdiği anlamına geliyor.
Peki bu yatırım bankaları neden battılar?
Wall
Street’in prestijli yatırım bankaları bilançolarını olası zararlara
karşı hiçbir önlem almadan aşırı şekilde genişletti. Yatırım bankaları,
2000-2006 döneminde yaratılan 7 trilyon dolarlık riskli konut ve
tüketici kredilerine yatırım yaptı. Bu krediler, 1999’daki miktarın iki
katından fazlaydı. Yatırım bankaları, konut sektörünün büyüdüğü ve
dünyanın her yerindeki yatırımcıların hazine kağıdı kadar güvenilir
olduğu düşünülen mortgage’a dayalı menkul kıymetleri aldığı dönemde,
rekor kârlar elde etti. Ancak konut fiyatlarının düşmeye başlamasıyla,
yatırım bankalarının gereken önlemleri almadığı ortaya çıktı. Wall
Street yatırım bankalarının son yıllardaki borçluluğu baş döndürücü bir
hızla arttı. 2003 sonunda Lehman’ın öz sermayesi, 2003 sonundan 2007
sonuna kadar olan dönemde yüzde 73 artarken, aktif büyüklüğü yüzde 121
arttı. Aynı süreçte Merill Lynch’in aktif büyüklüğü yüzde 125 artarken,
öz sermayesi sadece yüzde 10 büyüdü. Tüm bu nedenler yatırım bankaları
için sonun başlangıcı oldu.
Fed nasıl tepki verdi?
Fed,
2007’de başlayan dalgalanma sürecinde 3’üncü defa politika
değişikliğine giderek, gösterge ve iskonto faiz oranlarını yeniden
düşürmeye başladı ve çeşitli kanallarla piyasaya likidite desteğinde
bulundu. İskonto faiz haddindeki indirime rağmen sistemin eski
işleyişine dönmemesi, kuruluşların birbirine borç vermekte tereddüt
etmeye devam etmesi üzerine Fed, gösterge faiz oranlarında indirime
gitmeye başladı. Federal Açık Piyasa Kurulu yüzde 5.25 düzeyinde olan
gösterge faizini 7 defada yüzde 2’ye indirdi. Fed, finansal
dalgalanmanın etkilerini en aza indirmek amacıyla birçok yeni likidite
sağlama kolaylıkları oluşturdu ve mevcut uygulamalar ile operasyonlarda
önemli değişikliklere gitti. Çalkantının yaşandığı son bir yılda Fed’in
piyasaların peşinden geldiği, proaktif olmadığı tartışmaları yaşandı.
Piyasaların baskısı Fed’e son toplandıda faizi indirtmeye yetmedi ve
Fed gösterge faizi yüzde 2’de bıraktı. Fannie Mae, Freddie Mac ve
Lehman Brothers’a ‘seyirci’ kalan Fed, dünyanın en büyük sigorta
şirketi AIG’yi ise iflastan kurtardı.
Krizin ABD’ye maliyeti ne kadar?
ABD’de
George Bush yönetimi, zor durumdaki şirketleri iflastan kurtarmak için
Kongre’ye 700 milyar dolarlık bir paket önerdi. Bush yönetiminin
hazırladığı taslak planda iki yıl içinde, herhangi bir mali kuruluşun
ödenemeyen borçlarının devralınması için hükümete geniş yetki
veriliyor. Bunun, 1929 yılında yaşanan Büyük Buhran’dan bu yana en
büyük mali kurtarma planı olduğu belirtiliyor. Ancak krizin ABD’ye
toplam maliyetinin bu tutarla sınırlı kalmayacağı ve 1.8 trilyon dolara
ulaşabileceği kaydediliyor.
HENÜZ SONU GELMEDİ... Uluslararası Para Fonu (IMF) Başkanı Dominique Strauss-Kahn: Global
krizin en kötü dönemini atlattığımızı söyleyemem. Finansal krizin
sonuçları henüz geçmedi ancak ana sebepleri çok geride kaldı. Ekonomik
toparlanma 2009’da olabilir.
Fed’in eski Başkanı Alan Greenspan: Bu
50 yılda, hatta muhtemelen yüzyılda bir yaşanabilecek olay. ABD’nin bir
ekonomik durgunluğa girmeden kurtulma ihtimali yüzde 50’nin altında,
krizin daha da devam etmesini bekliyorum.
Euro Ülkeleri Ekonomik Grup Başkanı ve Lüksemburg Başbakanı Jean-Claude Juncker: Piyasalardaki
kriz henüz sona ermedi. Geçici bir sona bile ulaşmayan mali kriz hâlâ
şiddetle sürüyor ve büyük bir baş ağrısı yaratıyor. Ancak Avrupa görece
olarak ABD’den daha iyi durumda. |
|
|